

İnançları, ameliyat yöntemini belirledi
İnançları, ameliyat yöntemini belirledi
Ardemis Hanım`ın üç kalp damarı da yüzde 90 oranında tıkanınca, ameliyat kaçınılmaz olmuş. Ancak o bir Yehova Şahidi ve inançlarına göre ameliyat sırasında da olsa kan alıp veremiyor. Çare ise "Pompasız kalp ameliyatı" olarak adlandırılan ve dünyada yaklaşık 10 yıldan bu yana gerçekleştirilen yöntemle gelmiş. Kalbe giden üç ana damar, çalışan kalpte yapılan cerrahi operasyonla, kan alıp vermeden değiştirilmiş.
Ardemis Hanım. 63 yaşında eski bir İstanbul hanımefendisi. Bütün yaşamı Kurtuluş`ta geçmiş. Doğumu babasının askerliğine rastladığı için, annesi onu babasının memleketi olan Kastamonu`da doğurmuş. Doğumun hemen ardından İstanbul`a gelinmiş. Ardemis hanım Kurtuluş`ta büyümüş, okula gitmiş, evlenmiş, üç çocuk sahibi olmuş. Şimdi halen Kurtuluş`ta yaşıyor...
Ardemis Hanım, kısa süre önce, son derece ciddi, ancak bir o kadar da başarılı bir kalp ameliyatı geçirdi. Çalışan kalpte yapılan cerrahi operasyonla, kalbe giden üç ana damarı değiştirildi. Ardemis Hanım`a yapılan ameliyat "Pompasız kalp ameliyatı" olarak adlandırılıyor ve dünyada yaklaşık 10 yıldan bu yana gerçekleştiriliyor. Pompasız by-pass ameliyatlarının en önemli özelliği, ameliyatın hastanın kalbi durdurulmadan ve hasta pompaya yani suni kalp akciğer makinesine bağlanmadan yapılması. Bu durum hasta için büyük bir avantaj sağlarken, cerrahın işini zorlaştırıyor. İşte bu nedenle, bu teknikle yapılan ameliyatlarda cerrahın tecrübesi çok büyük rol oynuyor.
ÜÇ DAMARDA YÜZDE 90 TIKANMA
Ardemis Ercep`i, ameliyat masasına kadar götüren kalp problemleri 1992 yılından sonra başlamış. O yıl hiç beklemediği bir ölümle ablasını kaybeden Ardemis Hanım, üzüntüyle menopoza girmiş. Hemen ardından da tansiyon ve kolesterol problemi ortaya çıkmış. Birkaç yıl içinde şikayetleri artınca, oğullarının isteği üzerine bir kardiyoloğa görünmeye karar vermiş. Anjiyo yapılmış. Sonuç: Kalbi besleyen 3 damar yüzde 50-60 oranında tıkalı... 1996 yılında konulan bu teşhisin üzerine Ardemis Hanım kalbiyle ilgili olarak bir daha doktora gitmemiş. Yiyeceklerine ve hareketlerine dikkat etmiş, damarlarının daha da fazla tıkanmaması için elinden geleni yapmış. Ancak bu yılın başında yine çocuklarının ısrarıyla yeni bir anjiyo yaptırmış. Bu kez her üç damardaki tıkanıklığın yüzde 90`lara ulaştığı görülmüş. Doktor tıkanıklık üç damarda birden olduğu ve tıkanmış olan bölgenin uzunluğu nedeniyle stent takılamayacağını, tek tedavi yönteminin by-pass olabileceğini iletmiş. Ameliyat olmadığı takdirde, zamanını hiç kimsenin kestiremeyeceği bir kalp krizi ile yaşamını yitirebileceğini de sözlerine eklemiş. Ameliyat kararı ile ilgili asıl zorlu süreç de işte bu andan itibaren başlamış.
YEHOVA ŞAHİDİ
Ardemis Ercep, doktorun "Ameliyat olmak zorundasınız" cümlesini duyduktan sonra buna şiddetle karşı çıktığını söyleyerek, "Böyle bir şeyi asla kabul edemezdim. Çünkü ameliyat sırasında kan kaybedebilirdim ve bunu takviye etmek için bana kan verebilirlerdi. Ancak ben Yehova`nın Şahidi`yim. Bizim inancımıza göre kan hayattır. Bu nedenle kan vermek ya da başkasının kanını almak günahtır. Ameliyat olma teklifini hiç düşünmeden reddettim" diyor.
Burada bilmeyenler için hemen bir dipnot düşelim. Yehova`nın Şahitliği, Türkiye`de sayıları 2 bini, dünyada yaklaşık 7 milyonu bulan mensubu olan bir din. Tevrat, Zebur ve İncil`den oluşan bir kutsal kitabı var. Tanrı`yı Yehova olarak adlandırıyorlar. Kişiler bu dini bilgilendirilerek kendi isteği ile seçiyorlar. Dört büyük dinde üzerinde durulan temel noktalar Yehova`nın Şahitleri için de geçerli. Yehova Şahitliği`nde "öteki dünya"ya inanılmıyor. Bu dinde yapılan iyililiklerin karşılığı olarak cennetle ödüllendirilmek ya da kötülüklerin karşılığında cehenneme gitmek söz konusu değil. İyilikler sadece Yehova öyle öngördüğü için, ona bağlılıktan dolayı yapılıyor. Günahlar ise sadece kişinin kendisini ilgilendiriyor. Ancak ard arda işlenen günahlar kişinin Yehova ile olan ilişkisini bozduğu için, artık bir Yehova şahitliğinden söz edilmiyor.
Yehova Şahitlerinin en önemli özelliği ise kan alıp vermenin "günah" sayılması. Yehova, kanın "kutsal" olduğunu, herhangi bir şekilde dışarıdan gelen kanın insan bedenine girmemesi gerektiğini, akan kanın da sadece toprağa akıtılabileceğini ifade ediyor. Bu nedenle Yehova Şahitleri, hiçbir şekilde kan vermiyorlar ya da sağlık nedeniyle de olsa kan almıyorlar. Büyük bir bölümü yanında kendileri ve şahitler tarafından imzalanmış ve üzerinde "hiçbir durumda bana kan verilmesini istemiyorum" yazan kartlar taşıyor.
ÇÖZÜM ARAYIŞLARI
Ardemis Ercep`in ameliyat olmadığı takdirde bir kalp krizi ile yaşamını kaybedebileceği gerçeği, oğullarını başka çözüm arayışlarına yöneltmiş. Küçük oğlu Yunus, o güne kadar kalp ameliyatları konusunda hiçbir bilgileri olmadığını belirterek, ne yapabilecekleri konusunda bir şeyler bulabilmek için eşiyle birlikte hemen internete başvurduklarını söylüyor. Bu araştırma sırasında kalp akciğer makinesine bağlı ameliyatların yapıldığını öğrendiklerini ifade eden Yunus Bey, "Bu ameliyat tekniği bize cazip geldi. Ameliyat sırasında kan vücuttan çıkmadan bir makinede dolaştıktan sonra ameliyat bitiminde tekrar vücuda veriliyordu. Cerrahlar, durmuş bir kalp üzerinde rahatça ameliyat yapabiliyorlardı. Ancak bazı risklerinden de söz ediliyordu ve bu bizi rahatsız etti. Örneğin kan pompadan geçerken yabancı bir yüzeye temas ettiği için kanda pıhtı oluşabiliyordu ve bu pıhtıları da beyin damarlarını tıkama riski vardı. Bunun yanında bu cihazların kullanımından dolayı hastada hafıza kaybı, unutkanlık, dalgınlık olabileceği belirtiliyordu. En önemli risk de, annemin kan almasını gerektirecek kanama riskinin fazla olmasıydı. Bu arada çalışan kalp üzerinde gerçekleştirilen ve `pompasız ameliyat` denilen bir ameliyat tekniği ile ilgili de fikir sahibi olduk" diyor.
Bir gece Anadolu Sağlık Merkezi`nin internet sayfasına ulaşmış ve Amerika`da çalışan kalp üzerinde yapılan ilk ameliyatları gerçekleştiren Dr. Tayfun Gürbüz`ün bu ameliyatları artık Anadolu Sağlık Merkezi`nde de yapmaya başladığını okumuş. Hemen hastaneye bir mail atmış. Ve ertesi gün Dr. Gürbüz`den cevap gelmiş. Yunus Bey bu süreci şöyle anlatıyor: "Tayfun Bey`in yaklaşımı son derece pozitifti. Bu konudaki tecrübesi yüksekti. Ameliyatı nasıl yapacağını anlattığında, `tamam dedik, biz doğru kaynağa geldik!"
HASTA HAKLARINA SAYGI
Dr. Tayfun Gürbüz ile konuşup ikna olduktan sonra, ameliyat olmak üzere en yakın güne randevu aldıklarını söyleyen Ardemis Hanım, acil kararı almasında Dr. Gürbüz`e duyduğu güvenin önemli bir yeri olduğunu anlatıyor: "Onun benim inançlarıma saygılı olacağını anladım. Ameliyattan önceki tetkiklerde zorunlu olarak kan alınması gerektiğinde, en az miktarda kan alındı benden. Belki bir çocuktan alınan kan kadar. Ameliyattan sonra da her hastanede kan düzeylerini belirlemek için ya da başka nedenlerle kan alınır. Benden alınmadı."
Ameliyattan önce Dr. Gürbüz`ün, herhangi bir nedenle annesinden kan alınıp-verilmeyeceği konusunda teminat verdiğini söyleyen Yunus Bey de şöyle konuşuyor: "Belki başka doktorlar olsaydı `benim doğru bildiklerim bu yönde değil onları uygulayacağım` diyerek bizim inançlarımızı dikkate almayabilirdi. Ama Tayfun Bey, ameliyathanenin her yerine, hasta yatağının başına, yoğun bakım yatağının olduğu yere, belki kendisi olmadığı zamanlarda hastaya kan verilebilir düşüncesiyle `kesinlikle kan alınmayacak ve verilmeyecektir` diye yazdı. `Bizim kurallarımız bunlar, bu böyle yapılacaktır` gibi bir tutumla karşımıza çıkmadı."
Ardemis Hanım ameliyat olmak üzere cuma öğlenden sonra hastaneye yatmış. Tetkikler yapıldıktan sonra cumartesi 08.30 da ameliyata alınmış. 11.30 dolaylarında ameliyattan çıkmış ve yoğun bakıma alınmış. Ertesi gün yürüyüşlere başlamış. Çarşamba günü hastaneden çıkmış ve ameliyattan 10 gün sonra ailesiyle birlikte tatile gitmiş.
Ameliyattan yaklaşık bir ay sonra kendisiyle röportaj yaparken son derece sağlıklı ve hareketli gördüğümüz Ardemis Ercep`e ameliyattan sonra neler hissettiğini sorduk: "Aslında benim şikayetim yoktu ki, kalbim çok iyiydi. Yokuş çıkamıyordum çünkü bacaklarım ağrıyordu. Kalbimle sorunum olmadı hiç. Sadece doktor ameliyat olmadığım takdirde, belki bir saat sonra belki bir yıl sonra ama mutlaka bir kalp krizi geçireceğimi söylüyordu. Dr. Tayfun Bey`le karşılaşmak, benim için büyük bir şans oldu. Ameliyattan önce şikayetim yoktu ancak şimdi kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum."
"RİSK AMELİYATTAN ÖNCE ANLATILIR"
ABD de Kalp Damar Cerrahı olarak çalışırken Yehova Şahitlerine mensup birçok hastayı ameliyat ettiğini söyleyen Dr. Gürbüz ise, Yehova Şahitlerine kan verilememesi nedeni ile doğabilecek sıkıntıların ve hayati tehlike riskinin ameliyattan önce anlatıldığını vurgulayarak, "Ardemis Hanım`a da anlatıldı. Bu durum hem cerrah hem de hasta tarafından iyice bilindiği için daha sonra ortaya çıkabilecek sorunlarda ne yapılacağı bellidir. Yani hastaya hiçbir durumda kan verilmez. Sonuçlarına her iki taraf ta razı olur. Ardemis Hanım`ın ameliyat hakkında bilmek istediklerini öğrendikten sonra gerisini gönül rahatlığı ile bana emanet ettiğini memnuniyetle gördüm. Böyle hastaların hem ameliyatları çok sorunsuz olur hem de ameliyat sonrası iyileşmeleri çok daha çabuk ve pürüzsüzdür. Nitekim Ardemis Hanım`da da böyle oldu."
Çalışan kalpte by-pass
Ardemis Ercep`in ameliyatını gerçekleştiren Dr. Tayfun Gürbüz, geleneksel by-pass ameliyatı ile çalışan kalpte yapılan by-pass arasındaki önemli farkları şöyle sıralıyor:
Geleneksel by-pass ameliyatında hasta kalp akciğer pompasına bağlanıyor. Çalışan kalpte yapılan by-pass ameliyatları sırasında ise hastanın kalbi ve akciğerleri durdurulmuyor. Ameliyat süresince kan dolaşımı normal olarak devam ediyor.
Kalp akciğer pompasının ameliyattan hemen sonra veya daha geç dönemde ortaya çıkabilen bazı potansiyel yan etkileri çalışan kalpte yapılan ameliyatlarda ortadan kalkıyor. Kalp durdurulmadığı için kalp fonksiyonu, akciğerler durdurulmadığı için akciğer işlevleri bozulmuyor.
Çalışan kalpte by-pass olan hastaların ameliyat süreleri önemli ölçüde kısalıyor, ameliyat sonrası yoğun bakım dönemi yarım güne iniyor. Hastanede kalış süresi de yarıya iniyor.
Kalp akciğer pompası nedeni ile görülebilen kan pıhtılaşmasındaki bozukluklar meydana gelmiyor, kan kaybı en az düzeye indiriliyor ve kan transfüzyonuna gerek kalmıyor.
Pompalı ameliyatlardan sonra beyin kan akımının pompa sırasında değişmesi nedeni ile sıkça görülebilen hafıza kaybı, konsantrasyon bozukluğu, ve karakter değişikliği gibi sorunlar da ya çok az görülüyor ya da hiç görülmüyor.
Kalıcı felç riski ve enfeksiyon riski azalıyor. Ameliyat olma riski çok yüksek kabul edilen hastaların bu yöntemle ameliyatları başarılı şekilde yapılabiliyor.
Hastanın ameliyattan sonra iyileşme süresi de böylece ciddi şekilde kısalıyor.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |


















