

Çalışan kalpte bypass
Çalışan Kalpte by-pass Ameliyatı
Kısa bir zaman öncesine kadar by-pass ameliyatlarının tümü, hasta suni kalp ve akciğer makinesine yani pompaya bağlanarak yapılıyordu. Oysa yaklaşık 10 yıl önce yaygınlaşmaya başlayan ve çalışan kalpte gerçekleştirilen by-pass cerrahisi hastanın pompaya bağlanmasını gerektirmiyor.
Çalışan kalpte koroner arter by-pass cerrahisi, yani pompasız kalp ameliyatları 1990`ların sonunda yaygınlaşmaya başladı. Şu anda ABD`de, by-pass ameliyatlarının yaklaşık yarısı bu teknikle yapılıyor. Bu tekniğin yayılmasında öncülük yapan cerrahlardan biri de bir Türk doktor olan Tayfun Gürbüz. 1990 yılında ABD`ye, genel cerrahi ve kalp-damar ve göğüs cerrahisi ihtisaslarını yapmak üzere giden ve hem American Board of Surgery hem de American Board of Thoracic Surgery`den sertifika alan Dr. Gürbüz, bu sertifika sınavlarında ABD çapında derece almış ve ardından dünyaca ünlü cerrah Albert Starr`ın yanında çalışmış. Bunun ardından 6 yıl Arizona`da Tucson Heart Hospital`da görev yapan Dr. Gürbüz, geçtiğimiz aylarda ülkemize kesin dönüş yaptı ve Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi Departmanı doktorları arasında yerini aldı. ABD`nin, çalışan kalpte en fazla sayıda by-pass yapan iki cerrahından biri olan Dr. Gürbüz`e, bu konudaki sorularımızı yönelttik ve pompasız kalp ameliyatlarının avantajlarını, dezavantajlarını ve yakında pompayla yapılan ameliyatların yerini alıp alamayacağını sorduk.
Dr. Tayfun Gürbüz, bu yöntemin hasta açısından son derece avantajlı olduğunu anlattı ve bu tekniğin ülkemizde de yaygınlaşması gerektiğini belirtti.
Pompa yani suni kalp ve akciğer makinesi kullanılarak yapılan by-pass ameliyatlarında, kalp durduruluyor ve onun görevi bir süreliğine pompaya aktarılıyor. Cerrahlar ameliyatı çalışmayan, durmuş kalp üzerinde yapıyor. Bu çok uzun yıllardır kullanılan bir yöntem.
Pompalı Pompasız Farkı...
Cerrahın ameliyatı çalışan kalp üzerinde gerçekleştirdiği pompasız by-pass ameliyatlarıysa, 1980`li yılların başından beri Güney Amerika ülkelerinde yapılıyor. Ancak, o zamanlar bu ülkelerde, bu operasyonların yapılmasının nedeni tıbbın ileri düzeyde olması değil, pompalı kalp ameliyatlarının maliyetinin fazla olmasıydı. Tıp ileri düzeyde olmadığı için pompasız ameliyatlar bugünkü ileri tekniklerle yapılmıyor, daha riskli bir şekilde gerçekleştiriliyordu. Riskleri ortadan kaldıran teknik ve cihazların gelişmesiyle pompasız ameliyatlar 1990`lı yıllarda Kuzey Amerika ülkelerinde de ilgi görmeye başladı. Pompasız by-pass ameliyatlarında kalp durdurulmuyor, vücut pompaya bağlanmıyor, sadece stabilizör adı verilen cihazlarla kalbin üzerinde çalışılacak bölgesinin hareketi engelleniyor.
Hastanın pompaya yani suni kalp ve akciğer makinesi bağlanmasının en büyük avantajı; çalışmayan, durmuş bir kalp üzerinde çalışan cerrahların ameliyatı rahatça yapabilmesi. Ancak tabii ki kanın pompadan geçmesinin vücut için bazı riskler yaratması olası. Örneğin kan pompadan geçerken yabancı bir yüzeye temas ediyor ve bu temas anında kanda pıhtılar oluşabiliyor. Bu pıhtılar da beyin damarlarını tıkayabiliyor. Ayrıca ameliyat sonrası dönem hasta için ağır geçiyor. Ameliyat gibi iyileşme ve işe dönme süresi de uzun. Hastalarda, cerrahların "pompa kafası" olarak tanımladıkları, hafıza kaybı, unutkanlık, dalgınlıkla kendisini belli eden bir durum olabiliyor. Kanama riskinin fazlalığı ve ameliyat masrafının yüksekliği de pompalı ameliyatların, pompasız ameliyatlarla kıyaslandığında görülen diğer dezavantajlardan.
Pompasız by-pass ameliyatlarının en önemli özelliği, ameliyatın hastanın kalbi durdurulmadan ve hasta pompaya yani suni kalp akciğer makinesine bağlanmadan yapılması. Bu durum hasta için büyük bir avantaj olurken cerrahın işini zorlaştırıyor. İşte bu nedenle, bu teknikle yapılan ameliyatlarda cerrahın tecrübesi çok büyük rol oynuyor. Koroner arter by-pass cerrahisinin çalışan kalpte yapılması, hastanın pompaya yani suni-kalp akciğer makinesine bağlanmaması, bu ameliyatın herhangi bir genel cerrahi ameliyatı gibi yapılmasına olanak tanıyor. Pompaya bağlı kalınan süre içinde, beyin dolaşımının bozulmasıyla görülebilecek komplikasyonlar en aza indiriliyor.
Pompalı ameliyatlar sonrasında, hastada çok sık görülen ve çoğu zaman kalıcı olabilen hafıza kaybı, dalgınlık, unutkanlık gibi sorunlar ortadan kalkıyor. Pompasız ameliyatlar da enfeksiyon ve kan kaybı riski de azalıyor, yoğun bakımda kalma, hastanede yatma ve iyileşme süresi kısalıyor. Örneğin pompalı ameliyatlarda hastanede kalış süresi 5-7 gün arasında değişirken, pompasız ameliyatlar da bu süre 3-5 gün arasında. Ameliyat süresiyse, 4.5 - 5 saat arasındayken, pompasız ameliyatlarla 2.5 saate kadar inebiliyor.
Pompasız ameliyat yaygınlaşacak mı?
ABD`nin Arizona eyaletinde ilk pompasız by-pass ameliyatını gerçekleştiren cerrahlardan birisi olan Dr. Tayfun Gürbüz, orada görev yaptığı süre içinde, diğer cerrahlara ve sağlık merkezlerine de bu konuda bilgi vermiş, televizyon programlarına çıkmış, by-pass ameliyatı geçirecek hastaların eğitimlerine de katkıda bulunmuş. 2000 yılından beri, özellikle 4-5 damarlı by-pass ameliyatı teknikleriyle ilgili kurslar da veren Dr. Tayfun Gürbüz, bu tekniğin hızla yaygınlaşacağını düşünüyor. Hatta hastaların da bilinçlendiğini, bu teknikle yapılan ameliyatı talep ederek başvuran hasta sayısının çoğaldığını belirtiyor. Tabii bunun için gereken bu ameliyatı gerçekleştirebilecek cerrahların yetişmesi.
"
Avantajları neler?
Ameliyat süresi ve yoğun bakımda kalma süresi kısalıyor, iyileşme hızlanıyor.
Kan kaybı ve enfeksiyon riski azalıyor.
Ameliyat masrafı ve hastane masrafları azalıyor
Pompaya bağlı kalma nedeniyle ortaya çıkan "felç" gibi riskler en aza iniyor hatta ortadan kalkıyor.
Pompa kafası olarak tanımlanan ve hastada hafıza kaybı, sersemlik, unutkanlık şeklinde kendisini gösteren durum görülmüyor.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |


















